9 Temmuz 2008 tarihinde ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu önünde polis
noktasına yapılan ve El Kaide bağlantılı olduğu sanılan terör eylemi ve bu
olayın medya tarafından ele alınış şekli bize yine 15-20 Kasım 2003 ve geçen
yıl Ankara Ulus’ta meydana gelen intihar saldırısı eylemlerinde medyanın
takındığı tavrı hatırlattı.
Ancak bu son eylemde medyanın olayları ele alış şekli, olayları analiz
etme/ettirme şekli, olayla ilgili ses ve görüntüleri izleyiciye aktarma şekli
hem yazılı hem de görsel medya açısından tekrar analiz edilmeye değerdir.
Başkonsolosluk önündeki
saldırıda 3 polis memuru şehit olurken teröristlerden üçü öldürülmüş ve bir
kişi de olay yerinden araçla kaçmıştır. Olayda polisin gösterdiği fedakârlık ve
kahramanlık aslında olası bir büyük saldırıyı önlediği gibi çok daha yüksek
sayıda can kaybına da meydan vermemiştir.
Olayın hemen sonrasında Emniyet yetkilileri ve İçişleri Bakanının
olayla ilgili spekülasyonlara neden olabilecek, aceleyle söylenip panik havası
oluşturabilecek demeçlerden özenle kaçınmaları ve yatıştırıcı ve dikkatli bir
şekilde olayı ele almaları ülkemizde güvenlik birimlerimizin kat ettiği aşamayı
göstermektedir. Devletin en üst
kademesinde bulunan devlet büyüklerinin olaya yaklaşımları da son derece
yerinde olmuştur. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı ve Genel Kurmay
Başkanının taziye mesajlarında Emniyet Teşkilatının kahramanlığını ve fedakârlığını
ön plana çıkarırken topluma güven veren açıklamaları bu gibi olaylarda oluşabilecek
ya da oluşturulmak istenen olumsuz psikolojiye karşı en uygun müdahale
metodudur.
Bunlar, bu üzücü olaydaki olumlu yanlar olmakla birlikte üzerinde
dikkatle durulması gerekli olan bir konu da medyanın tavrı ve yaklaşımlarıdır.
Medya, terör olaylarını ele alırken
genellikle bilgiye ilk ulaşan ve bunu halkla paylaşma çabasında olan, bu çaba içerisinde
de halkın dikkatini en üst düzeyde çekecek kan, vahşet ve dramatik sahneleri ön
plana çıkaran bir yol izlemektedir.
“En çok satan” ya da “en çok izlenen”
olmanın temel hedef olması bazı durumlarda medyayı hata yapmaya
zorlamaktadır. İngiltere
Başbakanlarından Margaret Thatcher’e atfedilen “Medya terörün oksijenidir” sözü
malesef bir adım ilerisinde terör mü medyayı kullanıyor medya mı terörü? sorusunu
gündeme getirebilmektedir.
Özel yaşamın gizliliği, kişinin vücut
bütünlüğüne saygı, ulusal güvenlik, toplum güvenliği gibi konular bu nedenle
çoğu zaman ikinci plana atılmakta ya da tamamen göz ardı edilebilmektedir.
Medyanın Çarşamba günü meydana gelen terör
saldırısını ele alış şekli ile ilgili olarak göze çarpan bazı yanlış
uygulamalar şöyle özetlenebilir;
Bilgi ulaştırma/bilgi üretme
telaşı:
Bilgi ulaştırma telaşıyla terör saldırısı
hakkında teyide gereksinim duymadan yanlış olabilecek bilgi kırıntıları,
doğrulanmış bilgi havasında sunulmaktadır. Saldırıda şehit olan polislerin
isimlerinin, ailelerine yetkililerce bilgi verilmeden aceleyle haberde okunması,
saldırıyı düzenleyenlerden birinin Suriye uyruklu olduğu iddiası yapılan bir
dizi yanlıştan sadece ikisidir ki özellikle birincisi en temel insani
duyguların hiçe sayılması anlamına gelir.
Kan, gözyaşı ve olayı
dramatize etme çabası:
Terörün şiddet eylemleri üzerinden politik
mesajlarını hedef kitlesine ulaştırmayı amaçlayan “propaganda” boyutu (Bal,
2006) göz ardı edilerek terör örgütünün vermeyi hedeflediği mesajı eylemin
büyüklüğünün çok ötesinde abartarak sunmak aslında terör örgütlerinin amacına
ister istemez hizmet etmektedir.
Medya dünkü olayı geçmişteki benzer terör
saldırılarında olduğu gibi tüm yönlerini sakıncalı olabilecek yönlerini göz
ardı ederek sunmuştur. Örneğin, yaralı polis memuruna kalp masajı yaparak geri
döndürmeye çalışan sağlık görevlileri görüntüsü birçok yönden ele alınmalıdır. Can
çekişen polis görüntüsünün yüzlerce defa ekrana getirilmesinin mantıklı bir
izahı zordur. Öncelikle bu, o kişiye karşı ve onun şahsında kişinin yakınlarına
ve meslektaşlarına saygısızlıktır. Düşünün ki o polis memurunun ailesi ve
yakınları dün, bugün, yarın ve belki de bu konu her gündeme geldiğinde, o
görüntü ekrana ve gazetelere taşındığında bu acıyı tekrar tekrar yaşayacak ve
belki de yaşamları boyu bu travmayı üzerlerinden atamayacaklardır.
Güvenlik
birimlerinin moral ve motivasyonunu olumsuz etkileme:
Meslektaşını kaybetmek özellikle polis ve
askerler arasında ayrı bir anlam taşımaktadır. Meslek kültüründen dolayı birlik
ve beraberlik, birlikte sevinme ve birlikte üzülmenin daha farklı ve yoğun yaşandığı
bu tür kurumlarda görevden kaynaklanan kayıplar, diğer meslektaşlar üzerinde
daha farklı duygular ve izler bırakabilir. Meslektaşlarının can verirken
çekilen ve pervasız bir tavırla sürekli olarak ekrana taşınan görüntüsü
polisler üzerinde de olumsuz motivasyon ve moral bozukluğuna neden olacaktır. Eylemin
psikolojik kapitalini de sürekli olarak polis ve toplum aleyhine artıracak olan
bu tavır, aslında terör örgütlerinin artı hanesine yazılacaktır.
Korku
ve gerilimi sürdürme çabası:
Olay anlatırken anlamsız replikler ve
canlandırmalarla korku ve paniği yeniden yaşatma gayreti ve bu sayede izlenme
oranını yükseltme medya için fayda getiriyor gibi görülse de toplumsal fayda düşünüldüğünde
bunun ne kadar sakıncalı olduğu ortadadır.
Güvenlik
birimlerini töhmet altında bırakma:
Medya bu olayda bir yeniliğe daha imza
atmış ve olay yerine ilk ulaşan sağlık
ekibini telaşla televizyona çıkararak ne kadar hızlı ve diğerlerinden önde
olduğunu ispata çalışmıştır. Bu yanlışa
başka yanlışlar da eklenmiştir. Olay yerine sağlık ekibinin 1 dakikada ulaşmış
olması bir başarı olarak anlatılırken bu, polisi eleştirmek için araç olarak
kullanılmıştır. Ancak bir terör saldırısında üç mensubunu kaybetmiş bir teşkilatın
özellikle bu yöntemle ve acelecilikle eleştirilmesi yarardan çok zarara neden
olmaktadır. Sanki polis, meslektaşlarının yardımına koşmamış gibi bir hava
yaratmak toplum vicdanını yaralayacaktır.
Olayı başka soruşturmalarla
ilişkilendirme çabası:
Bugüne kadar medyanın terör eylemleri ya da toplumda infial uyandıran
olayları ele alışında eleştirilen konulardan farklı bir yön de bu olay sonrasında
ön plana çıkmıştır. Bazı basın ve yayın organlarında, bu olayda üç şehidin
verilmesi ve polis zafiyetinin (!) olmasının temel nedeni olarak polisin
Ergenekon operasyonuna yoğunlaştığı ve diğer konuları tamamen göz ardı ettiği
gibi farklı ve ilginç yorum ve yaklaşımlar görülmektedir. Bu tür haberlerin
veriliş tarzı da işi daha da ilginçleştirmekte ve sanki Emniyetin tüm birimleri
Ergenekon soruşturmasıyla ilgilenirken diğer tüm olaylar önemsiz görülmekteymiş
gibi bir hava oluşturulmaktadır. Bu yaklaşımlar kendi içinde aslında içinden
çıkılmaz bir çelişkiler yumağını temsil etmektedir.
Emniyet Teşkilatının merkez ve taşra birimlerinin Ergenekon
operasyonundan dolayı Emniyet teşkilatında diğer tüm işleri askıya alacak bir
yapılanmada olmadığı, aksine farklı terör örgütlerine bakan birbirinden ayrı
birimlerin olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu tür bir iddia aslında
kendi içinde büyük bir çelişki içindedir. İki gün önce bir organize suç
örgütüne İzmir’de operasyon yapıldı. Çok kapsamlı bu operasyona çok sayıda
Emniyet görevlisi helikopter destekli olarak katıldı. Aynı saatlerde İzmir’de
başka bir büyük olay olsaydı o zaman da acaba şu denebilir miydi? Bu kadar
polisle operasyon yapacağınıza o olayı da önlese idiniz.
Polis tabiî ki eleştirilecektir…
eleştirilmelidir de. Ancak bugüne kadar başta İstanbul olmak üzere diğer
illerde de sayısız terör saldırısını polisin önlediği gerçeği de göz ardı
edilmeden polis eleştirilmelidir. Gelişen organizasyon olmak eleştirileri göz
önünde tutmaya bağlıdır. Polis teşkilatı bunu yaparak başarılara imza atmış,
önceden insan haklar ihlali ile yan yana anılan polis, şimdi başta Ergenekon
olmak üzere diğer soruşturmalarda insan haklarına saygılı, titiz ve özenli bir
teşkilat olmasından dolayı takdir toplamaktadır ki bu da polisin yapılan
eleştirileri dikkate aldığının göstergesidir.
ÖNERİLER
Güvenlik analizcisi ihtiyacı
Medya da diğer kurum ve kuruluşlar gibi belirli etik kurallarla
çalışıyor olmalıdır. Topluma hizmet sunan birçok özel ya da kamu kuruluşunda ihtiyaç
duyulan alanlarda uzmanlar çalıştırılmaktadır. Örneğin bir bankanın olmazsa
olmaz personelinden birisi halka ilişkiler uzmanıdır. Özel ya da kamu
sektöründe olsun etkili konumda bulunan birçok kişi de danışmanlar ve
uzmanlarla birlikte çalışmaktadır. Bunun en temel nedeni de herkesin her şeyi bilemeyeceği
gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Toplumun genel tüketimine hizmet sunan kurumlar
da sunacakları hizmetin sağlayacağı genel faydayı en üst düzeye çıkarırken ya
da istenilmeyen ancak olası olan zararları da minimum seviyede tutmak amacıyla
gerekli özeni göstermek durumundadırlar.
Egosentrik yaklaşım yerine
ortak faydaya dayalı uzmanlıktan faydalanma:
“Ben her şeyin herkesten iyi bilirim” şeklinde egosentrik iddia ve
yaklaşımlar kısa ve uzun vadede hem hizmet sunulan topluma zarar vermekte hem
de iddia sahibinin güvenilirliğini yok etmektedir. Bunun önüne geçilmesi için
medyanın da diğer sorumlu kurumlar gibi güvenlik alanında uzman kişi ya da
kişilerden oluşan güvenlik analizcisi ekibine gereksinimi vardır. Geçmişte ve
dün yaşananlar gelecekte de benzer durumların olacağı hakkında bize fikir
vermektedir. Bunun önüne geçilmesi için alanında gerçekten uzman kişilerin
bilgisine başvurulmalıdır. Bunun yanında terör olayları gibi toplumu derinden
yaralayan olayları aktarmakla görevli TV ve gazete muhabirleri özenle seçilmeli
ve mümkünse tecrübeli kişiler bu olaylarda görevlendirilmelidir.
Eleştiriye açık olmak:
Eleştiriye açık olmak, eleştirilmekten korkmamak, dokunulmazlığı
olduğu sayıtlısıyla hareket etmemek ve aynı zamanda da yapıcı eleştirilere
yönelik yeni açılımlar geliştirebilmek “Öğrenen organizasyon” olmanın temel
özelliklerindendir.
Otokontrol:
Gelişmiş demokrasilerde medya demokratik
olmayan ülkelerde devlet kontrolünde olan medya kadar bu tür olaylarda kan ve
vahşet görüntülerini vermekten özelikle kaçınmaktadır. Bu çaba aslında devletin
o medya üzerinde empoze ettiği bir tutumdan çok medyanın geliştirdiği
“oto-kontrol” ve “etik değerler” dizesinden kaynaklanmaktadır. Medyanın görevi
haber ulaştırmak olduğu kadar o haberle ilgili olan tarafların da haklarını
gözetmektir. Habere konu olay şayet devleti, toplumu ve bireyleri özellikle
ilgilendiriyorsa bu durumda medyanın daha da özenli davranması temel etik
kurallarının gereğidir.
Medya demokratik toplumların olmazsa olmaz kurumlarından biridir.
Toplumu bilgilendirmek görevdir ama her görevde olduğu gibi sorumlulukları olan
bir görevdir. Çok daha önemlisi de medya öğrenen organizasyon olabilmek için de
öğrenme gereksinimi olduğu konusunda farkındalığını artırmalı ve eleştiriye
başkalarından beklediği anlayışın çok da fazlasını göstermeye gereksinim
duymadan açık olmalıdır.