Rehavet anlayışının hepimize bulaşmaya başladığı bu yaz günlerinde, aslında yılın her dönemini yaz gibi yaşayanlarımızın da az olmadığını düşündüm. İş ve toplumsal hayat içerisinde gerçekleşen olaylara kayıtsız kalınması, önemsiz görülmesi, önemli hususların küçük ayrıntılar olarak görülmesi Mukaddime müellifi İbn Haldun’un sıcak bölgelerdeki insanların sıcağın gevşetici özelliğinden ötürü insan bünyesine aksettirmiş olduğu vurdumduymazlık oluşturduğu teorisini doğrulamaktadır.
Özellikle polislik mesleğinde karşılaştığımız olaylarda, karşımızdaki insanın başına gelen bu durumla ilk kez karşılaştığını düşünmeden, belki onlarca kez o duruma müdahil olmamızdan ötürü kendisine gösterdiğimiz tavrı o insanın “ilgilenmemek” olarak algılaması, bizlere ani tepkiler ortaya koyan bir vatandaş profiline derdimizi anlatmaya sebebiyet verebilir. Bundan dolayı hayat yolunda normal bir insanın sadece birkaç kez karşılaşabileceği ve yolunu karakola düşürebilecek olaylara duyarlılık noktasında onun kadar duyarlı, heyecan noktasında ise vatandaşın heyecanını yatıştırıcı biçimde davranmalıyız.
Gelelim buradan aylardır ülke gündeminin manşet konusu olan Ergenekon çetesi üzerinde duyulan/duyulması gereken/duymak istenilmeyen duyarlılık profillerine.
28 Şubat sürecinde gerçekleşen birçok olayda halkın duyarlılıklarının aksine bir tavır sergileyerek feveran eden basın kardeşliği, bu dönemde aynı tarz propagandasının tersine vurgun yemiş bir durumda görülmektedir. Ülke geleceğinin iğfaline dair yapılmış/yapılacak olan her hareketin belgeli bir biçimde kamuoyuna sunulması, youtube’un video paylaşım sitesinden ziyade sabık paşaların devlet büyükleri ve içlerinden çıktıkları millete (halkına, koyun genine en yakın halk diyen birisi herhalde kendisi bu ithamı kabul etmiyordur, bu sebeple içimizden çıktıklarını tartışmaya açabiliriz) seslenişlerinin aracı olması, seçilmişlerin milleti temsil ettiklerinin ve bu hakkın gerçekten millet adına kullanıldığında ne denli büyük bir güç olduğunun farkına varmaları ve medyanın artık bu konularda daha cesur olması post-modern darbe sürecinin tersine işleyen sürecin birkaç sebebinden sayılabilir.
Gerçekleşen operasyonlarda gözaltına alınanların, sınırdışı yasağı konanların, tutuksuz yargılananların isimlerine ve misyonlarına baktıklarımızda yukarıda bahsettiğimiz 28 Şubat sürecinin bir ucundan tuttukları ve müdahil oldukları görülmekle beraber 12 Eylül darbecileri yargılanmasa bile post-modern darbecilerin bir kısmının yargılanabildiğini göstermesi açısından bizler için sevindiricidir. Demek ki ülkemizde, zihinlerde darbeler gibi aynı paralelde modernleşiyor. Ümidimiz ve beklentimiz geriye kalanların da hesap vermesi!
Diyeceksiniz “nereden nereye, ne alaka kardeşim karakola gelen müracaatçıya davranıştan atladın memleket meselesine!”. Ülke gündemini oluşturan her gelişme ve bu duruma verilen tepkiler toplumsal hayatı ve olayları da etkiler, davranışlarının yönelimine olumlu/olumsuz katkıda bulunur.
Ergenekon soruşturması sürecinde de gözaltına alınmış bir dönemin faal isimlerinin fail durumuna düşmesi, ortaya çıkarılan dosyalar, belgeler, darbe planları, kurgulanmış ancak gerçekleştirilemeden ifşa olmuş suikast planlarına rağmen, ülke yönetiminin önemli noktalarında bulunan yöneticilerinin bu operasyonu önemsiz addetmesi, başlangıçta bahsettiğimiz bu tür durumlarla geçmişte çok karşılaşmalarına bağlayabiliriz. Belki de operasyonun yaz dönemine denk gelmesi bu rehavetin İbn Haldun’un teorisini kanunlaştırma yönündeki örneklerinden sayabiliriz. İşte bu vurdumduymazlığın yöneticiler tarafından gerçekleşmesi diğer kurumlara aksetmesine sebep olma ihtimaliyle birlikte, fertlere de yansıyabilme olasılığı yüksektir. Sürekli düşük elektriğe maruz bırakılmış bir insanın belli bir süre sonra bu duruma tepkisiz kalması bir örnek olarak verilebilir.
Ancak bu süreçte gördük ki, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı bir sürecin eşiğini atlamış durumdayız. Şu an ülkemizde illegal müdahalelere karşı teyakkuzda bulunan genç beyinler ve bu durumlarla önceden karşılaşmış ve zihin jimnastiği yaparak geçmişten ders çıkarmış olan zinde beyinlerin çoğunluğu artık bu hareketlere hareketsiz kalınmayacağının bir göstergesidir. Bu tepkilerden ders çıkarması gereken ülke yönetiminde vatandaşın oyları ile gelmiş olanların, makul olan çoğunluğun duyarlılığını hissedip onların heyecanlarını yatıştırıcı, ülkeyi kaos ortamına çevirebilecek davranışlarını engelleyen tenkitlerde bulunarak, hukuka uygun olmayan müdahalelerin faillerinin yakalanıp yargılanması aşamasında bu süreçte yer alan mekanizmaların destekte yanlarında, görevde ise onlara karışmayarak yalnız bırakma vazifesini yerine getirmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde vatandaş duyarsız, polis duyarsız, asker duyarsız, duyarsızoğlu duyarsız bir toplumun ülkesine sahip olmak isteyen kem düşünceliler çıkacaklardır.
Ülkeye sahipsiz sanıp sahiplenmek isteyen düşüncedekilerin sadece kendi hayal dünyalarında yaşadıkları ve gerçek Türkiye’ den habersiz olmaları, operasyonların içerisinde yer alan polislerle görüşmelerindeki izlenimlerini açıklamalarından görülmektedir. Yıllardır değişerek gelişme süreci içerisinde bulunan emniyet teşkilatının bu durumunu geçte olsa fark etmeleri sevindirici olsa da görünen o ki fark etmeyen/fark etmek istemeyenler keşke operasyonlarla yakalanıp ifade vermeden bu durumu anlasalar belki ülkeyi ele geçirme düşüncelerinden vazgeçerler…