TERÖRLE mücadelede ‘gidişat’ın nirengi noktalarına bir bakalım: 21
Ekim 2007: Kuzey Irak’tan gelen kalabalık bir terörist grubu,
ellerindeki ağır silahlarla Dağlıca karakolu’na saldırıyor. 12 şehit,
17 yaralı... PKK 8 askerimizi kaçırmış, saatlerce süren çarpışmada 32
PKK’lı öldürülmüştür. Türkiye ayakta, istihbarat zafiyeti tartışılıyor.
28 Kasım 2007: Meclis’ten yetki alan hükümet, Genelkurmay’a sınır ötesi operasyon için ‘görev emri’ veriyor.
1 Aralık 2007: Bu dönemdeki ilk sınır ötesi operasyon... Genelkurmay,
‘gelen bir istihbarat üzerine’ Irak sınırı içinde bulunan 50-60 kişilik
PKK’lı bir terörist gruba yönelik operasyon’ yapıldığını, hedeflerin
vurulduğunu açıklıyor.
5 Eylül 2008: Diyarbakır’da konuşan Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ,
‘Bölücü terör örgütü artık kırılma noktasına doğru kayıyor’ diyor;
‘özellikle aralık ayından bugüne kadar gelinen noktanın iftihar edilen
bir nokta’ olduğunu belirtiyor.
4 Ekim 2008: PKK yine Kuzey Irak’tan, yine ağır silahlarla Aktütün
Karakolu’na saldırıyor; 15 şehit, 21 yaralı... Teröristlerin kaybı 23.
Eyvah, terörle mücadelede kötüye mi gidiyor?! Komutanların sözleri ‘boş’ mu?!
İki faktör
Evvela, coğrafya... Bu saldırıların hemen hepsi Hakkâri bölgesindedir!
Sarp dağlar ve derin vadiler elektronik istihbaratı bile zorlaştırıyor.
Bakın, bütün askeri ve teknolojik imkânlarını seferber eden Amerika da
Afganistan-Pakistan sınırındaki geniş dağlık coğrafyayı kontrol altına
alamıyor!
İkinci faktör, sınır sorunudur. 5-10 km uzaktaki Barzani’nin de
desteğiyle, terör örgütü ağır silahlarla Kuzey Irak’tan saldırılar
yapabiliyor! Sınır ötesi harekâtlarla o araziyi tamamen temizlemek de
kolay değildir.
Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Hasan Iğsız’ın dünkü brifingde
gösterdiği çetin arazi koşulları, bölgeye çok gitmiş olan gazetecileri
bile şaşırtmıştır.
Evet, Org. Başbuğ’un da belirttiği gibi, 1990’larla mukayese
edildiğinde, PKK alan hâkimiyetini çok büyük çapta kaybetmiştir fakat
coğrafyadan ve Barzani’den yararlanarak ‘nokta hedefler’e bazen böyle
saldırılar yapabiliyor.
Bu sınırı 1926’da Letonyalı General Laidoner çizmiş, Türkiye de sineye çekmek zorunda kalmıştı.
Halkın güveni
Elbette yapılacaklar vardır. İşte sürekli saldırıya uğrayan beş
karakolun yeri değiştiriliyormuş. Keşke daha erken değiştirilseydi.
PKK’nın saldırdığı ‘nokta hedefler’ için özel elektronik istihbarat ve
taktik savunma yapıları da kurulabilir...
Hiçbirimiz, hele de kitleler ‘uzmanlık’ düzeyinde bilgilere sahip
değiliz. TV’lerde arzı endam eden ‘emekli general’ bile eskimiş
bilgileriyle neler zırvalıyor!
Yanlış değerlendirmeler yüzünden halkta terörle mücadelede teknik,
istihbari veya taktik hatalar yapıldığı için çocuklarımızın şehit
düştüğü yolunda kuşkular gelişirse, terörizm o zaman kazanır işte!
Bu konularda yazarken, konuşurken çok dikkatli olmak gerekir.
Ordu bu konulardaki sorulara cevap vermelidir. Dünkü brifing çok iyi olmuştur, keşke canlı yayımlansaydı.
Taktik alanda kusuru olanlar varsa bunları soruşturup cezalandırmada ordu tereddüt etmemelidir. Bu, güveni artırır.
Unutmayalım, meselenin karmaşık ve uzun vadeli sosyolojik ve siyasi
boyutları bir kenara, ‘saha’daki uzun soluklu mücadeleyi ilk yılgınlığa
düşen taraf kaybedecektir!
http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=999413&AuthorID=62&b=Gidisat%20nereye&a=Taha%20Akyol&ver=88